Paylaşmak istediğim ne varsa…
Uzun zaman oldu yine bir şeyler karalamayalı, bazen böyle oluyor…
Bugün iki yazı var paylaşmak istediğim; ama benden değil.Birini Yılmaz Özdil yazmış, diğeri ise posta kutuma düştü bir araştırmayla ilgili.
Ara sıra bu şekilde sevdiğim, beğendiğim yazılara kendi blogumda yer vermeyi seviyorum… Yakında ben de yazacağım (;
Önce Yılmaz Özdil’in yazısı:
Fener helallik almazsa… O kupayı zor alır!
27 senedir Kupa’yı alamıyor…
Niye?
*****
Herkes yazdı…
Bir de biz yazalım bari.
*****
1982-83 sezonu…
Kocaeli’yi eledi.
Samsun’u eledi.
Beşiktaş’la eşleşti Fener.
*****
Bir önceki sezonun lig şampiyonu olan Beşiktaş, en dişli rakipti… Zaten o nedenle, Fenerbahçe-Beşiktaş eşleşmesine “erken final” adı verilmişti. Herkes bunu konuşuyordu.
*****
İlk maç Kadıköy’deydi… İlk yarı 0-0 bitti, ikinci yarı Necdet attı, Beşiktaş 1-0 öne geçti, sonra Selçuk penaltıdan attı, 1-1, böyle sona erdi. Fenerbahçe şokta, Beşiktaş mutluydu.
*****
İşte o an…
*****
Fenerbahçe Başkanı Ali Şen, soyunma odasına indi, “hepinizi tebrik ederim, finale kaldık” dedi… Kimse anlam verememişti bu sözlere… Efsane başkan, anlattı: “Sekreterim her maçtan önce, diğer maçlarda olan biteni özetleyen bir rapor veriyordu. Elimdeki rapora göre, Beşiktaşlı Mehmet Ekşi sarı kart cezalısıydı ama, bize karşı oynadı… Hükmen galibiz!”
*****
Manşetler patladı…
Ortalık karıştı.
*****
Maçtan önce Ali Şen’den başka kimse farkında değildi, maçtan sonra herkes uyandı!
*****
İddiaya göre… Mehmet Ekşi, bir önceki turda Boluspor’la oynanan iki maçta da sarı kart görmüş, cezalı durumuna düşmüştü. Fenerbahçe maçında oynamaması gerekiyordu.
*****
Mehmet Ekşi, “Bolu maçının hakemi İhsan Türe, sarı kartı Rıza’ya gösterdiğini söylemişti, milli futbolcu olarak iki sarı kart gördüğüm halde sahaya çıkacak kadar aptal değilim” dedi. Beşiktaş Başkanı Mehmet Üstünkaya, “Haklı olduğumuzu kanıtlayacağız” dedi.
*****
Ama, nafile… Yılmaz Tokatlı başkanlığındaki Futbol Federasyonu, Fenerbahçe’yi haklı buldu, Beşiktaş’ı 3-0 hükmen mağlup ilan etti.
*****
O dönemde teknoloji bu kadar gelişmiş değildi, naklen yayın araçları filan yoktu, 90 dakikanın her saniyesi an be an kaydedilmiyordu… Hakem sarı kartı gösteriyor, gösterdiği futbolcuya “sana gösterdim” diyor, sonra da bu bilgi maçın raporuna işleniyordu. Mehmet Ekşi “hayır” dedi, “bana böyle bir şey söylenmedi, Rıza’ya gösterdiğini söyledi” dedi ama, dedim ya, nafile… Beşiktaş hükmen mağlup ilan edildi.
*****
Rövanş maçı, zemini toprak olan İnönü Stadı tadilatta olduğu için, Ali Sami Yen Stadı’nda oynandı… Atmosfer gergindi… Bismillah 4’üncü dakikada, Selçuk gene penaltıdan attı, Fener 1-0 öne geçti, sonra Necdet attı, Ziya attı, Beşiktaş 2-1 kazandı.
*****
İlk maç yenilmedi, ikinci maç yendi ama, 3-0’lık hükmen skor nedeniyle, elendi Beşiktaş.
*****
En dişli rakibini böylesine tartışmalı şekilde eleyen Fenerbahçe, kolayca yürüdü gitti, Kupa’yı aldı… Alış o alış… Taaa 27 senedir, bir daha da alamadı.
*****
Kadere bakın ki…
*****
Beşiktaş’ın hükmen mağlup sayılıp, kupayı kaçırdığı 1982-83 sezonundan bu yana… Kupa eşleşmelerinde, her defasında Fenerbahçe’yi eledi Beşiktaş!
*****
84’de yarı finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 88’de finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 89’da yarı finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 92’de yarı finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 93’te çeyrek finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 96’da çeyrek finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 2005’te finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 2006’da yarı finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 2008’de finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi…
*****
1982-83 sezonundaki tartışmalı durumdan sonra, taaa 27 senedir kupayı alamadığı gibi… Beşiktaş’ı da bir daha eleyemedi Fener!
*****
Olan, Mehmet Ekşi’ye oldu.
*****
Trabzon’da lig şampiyonu olan, 14 senedir şampiyonluk göremeyen Beşiktaş’a transfer olup, Beşiktaş’ta lig şampiyonu olan Mehmet Ekşi, tecrübesi ve beyefendi kişiliğiyle öne çıkmış, Beşiktaş’ın kaptanlık bandını takmıştı… O yıllarda herkese ismiyle hitap edilirken, tribün pankartlarına soyadıyla yazılan tek futbolcuydu. Döneminin en büyük yıldızlarından biriydi.
*****
1982-83 kupa maçında yaşadığı o talihsizlik, futbol hayatına maloldu…
*****
Fatura, Mehmet Ekşi’ye kesildi…
Eğer varsa bir hata, Beşiktaş’ın teknik direktörü Miliç’e ait olması gerekirken, Mehmet Ekşi’ye yüklenildi…
Kırıldı, küstü, ayrıldı Beşiktaş’tan, Antalya’ya gitti…
Kısa süre sonra da futbolu bıraktı.
*****
Yıllar sonra, bir röportajında şunları söyledi: “Sarı kart, hiç suçum olmadığı halde, hayatıma maloldu… Haberim yoktu, hakemin bana kart gösterdiğini bile bilmiyordum… Fenerbahçe maçı öncesinde hiçbir gazete, kaptanın iki sarı kartı var diye yazmadı… Türkiye’nin yıldız futbolcusuydum, o kart olayından sonra resmen bittim!”
*****
Özetlersek…
*****
İlahi adalete inanmak lazım.
*****
Bana göre, taaa 27 sene önce günahsız yere yakılan Mehmet Ekşi’nin ahı tuttu Fenerbahçe’yi!
Yazının orjinali: http://fanatik.ekolay.net/Yilmaz-Ozdil-yaziyor_3_Detail_27_176042.htm
Bir futbolsever refleksidir lig fikstürü çekilir çekilmez derbi maç haftalarını kontrol etmek; sonra da o haftalara başka program denk getirmemeye çalışılır. Her hafta maç izlenir ama derbi maçlar başkadır, ne de olsa hep bir sürpriz barındırır içinde. Her zaman seyir zevki vermese de verme ihtimali cezbeder taraftarı…
Bu sezonun ilk derbisini beşinci haftada Galatasaray’la oynayan Beşiktaş, 3-0 yenilince Beşiktaş taraftarı bu sezon da derbileri kazanamayacak mıyız acaba diye düşünmeye başladı. Yedinci haftadan itibaren öyle ya da böyle maçları kazanmaya başlayan Karakartal, 12’nci haftada her ne kadar Trabzonspor karşısında tutsak bir oyunla da olsa kazanınca, bir sonraki haftanın maçı heyecanla beklenmeye başlandı.
Beşiktaş-Fenerbahçe maçı için tam nerede, nasıl izlesek planları yapmaya başlayacaktım ki planlarım daha kuramadan suya düştü. Çok yakın bir arkadaşımızın evlilik haberine sevinirken, derbi akşamına denk gelen düğün nedeniyle gitti futbol keyfi diye üzülmekteydim. Derbi maç her zaman izlenir ama arkadaşlar her zaman evlenmez, bu sebeple yapacak bir şey yoktu. Ama düğün gününü belirlemeden önce lig fikstürünü kontrol eden ben, bunu yapmayanlara serzenişte bulunuyorum tabii (:
Bizim için fasıl ekibi şarkılar söylemeye başlarken, Beşiktaş ve Fenerbahçe için de Fırat Aydunus’un düdüğü çalmıştı. Restoranın bir köşesinde bir televizyon olsa bari yönündeki umutlarımızı da yitirdikten sonra, maç izleyenlere her gelişmeyi haber vermelerini tembihleyerek kendimizi akışa bıraktık. İlk 45 dakikada gol sesi gelmemişti ama “Beşiktaş daha iyi oynuyor” şeklindeki yorumlar yüreğimize su serpti. Sonra “Fink müthiş bir gol attı” telefonu geldi. Gümbür gümbür müzikle birlikte golü kim atmış, nasıl atmış, takım ne durumda anlamaya çalışırken, telefonun diğer ucundan ikinci “gooooollll” sesi geldi. Beşiktaş Bobo ile 2-0 öne geçerken, düğünün keyfi de daha bir arttı. Maç sonucu 3-0 olunca, halay çekmek daha bir anlamlı olmuştu.
Ardından maçın özeti, golleri, yorumları her şey takip edildi tabii ki. Beşiktaşlılar için bu sezonun güzel maçlarından biriydi elbette; ancak izlenmemesi çok büyük bir kayıp da değildi anlaşılan. Daha doğrusu benim için maçı izleyememiş olmanın tesellisiydi; çok süper bir maç kaçırmamış olmak, sadece 3 gollü galibiyetle sonuçlanan bir derbiyi kaçırmıştım. 3-4’lük efsane Fenerbahçe-Beşiktaş maçını canlı canlı izleyememiş olmak kadar üzmemişti beni.
Bunları düşünürken, şöyle bir Beşiktaş maçları şeridi geçti gözümün önünden, en keyif aldığım Beşiktaş maçlarını düşündüm. İlk sırada hiç şüphesiz 2003’teki Türkiye Kupası yarı final maçı var; 4-3’lük Gençlerbirliği maçı. Finale çıkamamıştık ama ben iki takımın da o kadar güzel oynadığı, iki takım oyuncularının da yüreğini sahaya koyduğu, bu derece futbol keyfi veren başka maç hatırlamıyorum. Bu maçı hatırlayınca da Beşiktaş’ı bir daha ne zaman bu şekilde izleyeceğiz acaba diye “buruk” bir soru beliriyor… Futbol kalitesinin sık sık tartışıldığı ligimizde bu tarz maçları izlemek için çok beklememek umuduyla…
Orjinal sayfanın linki: Berezilya.com
Berezilya.com / 24 Kasım 2009
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...