Bu da İkincisi:
Dunning-Kruger Sendromu

13 May 2010 Kategori: Karalamalar

Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.

Televizyon izlerken birilerine bakıp da “Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş” diye düşündüğünüz oldu mu hiç?  Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı? Onlara bakıp “Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?” diye iç geçirdiniz mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD’li bu hissi çok yaşamış olacak ki iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:  “Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.”

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:

Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Bitmedi…

Cornell Üniversitesi’ ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik “Nasıl geçti?” sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi.

Soruların yüzde 10′una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. Onların “testin yüzde 60′ına doğru yanıt verdiklerini” düşündükleri; hatta “iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları” ortaya çıktı.

Soruların yüzde 90′ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “en alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70′ ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.

Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu’nun metni yazıldı:

“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür! Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur. ‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür. Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler.

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler. Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler. Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar. ”

Ne olur fazla mütevazi olmayın!

“Siz de çevrenize şöyle bir bakın” diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim
geçti. Bence Dunning ile Kruger’in, bu çalışmalarıyla 2000′de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi’ nin Ig Nobel’ini
alma nedeni “cahil olmamalarıydı” .

Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel’in bir sözüyle bitiriyorum:

“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”

***

Yazı kime bilemediğimden ne yazık ki kaynak gösteremiyorum.

İki Yazıdan Birincisi

13 May 2010 Kategori: Karalamalar

Uzun zaman oldu yine bir şeyler karalamayalı, bazen böyle oluyor…

Bugün iki yazı var paylaşmak istediğim; ama benden değil.Birini Yılmaz Özdil yazmış, diğeri ise posta kutuma düştü bir araştırmayla ilgili.

Ara sıra bu şekilde sevdiğim, beğendiğim yazılara kendi blogumda yer vermeyi seviyorum… Yakında ben de yazacağım (;

Önce Yılmaz Özdil’in yazısı:

Fener helallik almazsa… O kupayı zor alır!

27 senedir Kupa’yı alamıyor…

Niye?
*****
Herkes yazdı…

Bir de biz yazalım bari.
*****
1982-83 sezonu…

Kocaeli’yi eledi.

Samsun’u eledi.

Beşiktaş’la eşleşti Fener.
*****
Bir önceki sezonun lig şampiyonu olan Beşiktaş, en dişli rakipti… Zaten o nedenle, Fenerbahçe-Beşiktaş eşleşmesine “erken final” adı verilmişti. Herkes bunu konuşuyordu.
*****
İlk maç Kadıköy’deydi… İlk yarı 0-0 bitti, ikinci yarı Necdet attı, Beşiktaş 1-0 öne geçti, sonra Selçuk penaltıdan attı, 1-1, böyle sona erdi. Fenerbahçe şokta, Beşiktaş mutluydu.
*****
İşte o an…
*****
Fenerbahçe Başkanı Ali Şen, soyunma odasına indi, “hepinizi tebrik ederim, finale kaldık” dedi… Kimse anlam verememişti bu sözlere… Efsane başkan, anlattı: “Sekreterim her maçtan önce, diğer maçlarda olan biteni özetleyen bir rapor veriyordu. Elimdeki rapora göre, Beşiktaşlı Mehmet Ekşi sarı kart cezalısıydı ama, bize karşı oynadı… Hükmen galibiz!”
*****
Manşetler patladı…

Ortalık karıştı.
*****
Maçtan önce Ali Şen’den başka kimse farkında değildi, maçtan sonra herkes uyandı!
*****
İddiaya göre… Mehmet Ekşi, bir önceki turda Boluspor’la oynanan iki maçta da sarı kart görmüş, cezalı durumuna düşmüştü. Fenerbahçe maçında oynamaması gerekiyordu.
*****
Mehmet Ekşi, “Bolu maçının hakemi İhsan Türe, sarı kartı Rıza’ya gösterdiğini söylemişti, milli futbolcu olarak iki sarı kart gördüğüm halde sahaya çıkacak kadar aptal değilim” dedi. Beşiktaş Başkanı Mehmet Üstünkaya, “Haklı olduğumuzu kanıtlayacağız” dedi.
*****
Ama, nafile… Yılmaz Tokatlı başkanlığındaki Futbol Federasyonu, Fenerbahçe’yi haklı buldu, Beşiktaş’ı 3-0 hükmen mağlup ilan etti.
*****
O dönemde teknoloji bu kadar gelişmiş değildi, naklen yayın araçları filan yoktu, 90 dakikanın her saniyesi an be an kaydedilmiyordu… Hakem sarı kartı gösteriyor, gösterdiği futbolcuya “sana gösterdim” diyor, sonra da bu bilgi maçın raporuna işleniyordu. Mehmet Ekşi “hayır” dedi, “bana böyle bir şey söylenmedi, Rıza’ya gösterdiğini söyledi” dedi ama, dedim ya, nafile… Beşiktaş hükmen mağlup ilan edildi.
*****
Rövanş maçı, zemini toprak olan İnönü Stadı tadilatta olduğu için, Ali Sami Yen Stadı’nda oynandı… Atmosfer gergindi… Bismillah 4’üncü dakikada, Selçuk gene penaltıdan attı, Fener 1-0 öne geçti, sonra Necdet attı, Ziya attı, Beşiktaş 2-1 kazandı.
*****
İlk maç yenilmedi, ikinci maç yendi ama, 3-0’lık hükmen skor nedeniyle, elendi Beşiktaş.
*****
En dişli rakibini böylesine tartışmalı şekilde eleyen Fenerbahçe, kolayca yürüdü gitti, Kupa’yı aldı… Alış o alış… Taaa 27 senedir, bir daha da alamadı.
*****
Kadere bakın ki…
*****
Beşiktaş’ın hükmen mağlup sayılıp, kupayı kaçırdığı 1982-83 sezonundan bu yana… Kupa eşleşmelerinde, her defasında Fenerbahçe’yi eledi Beşiktaş!
*****
84’de yarı finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 88’de finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 89’da yarı finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 92’de yarı finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 93’te çeyrek finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 96’da çeyrek finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 2005’te finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 2006’da yarı finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi… 2008’de finalde eşleştiler, Beşiktaş eledi…
*****
1982-83 sezonundaki tartışmalı durumdan sonra, taaa 27 senedir kupayı alamadığı gibi… Beşiktaş’ı da bir daha eleyemedi Fener!
*****
Olan, Mehmet Ekşi’ye oldu.
*****
Trabzon’da lig şampiyonu olan, 14 senedir şampiyonluk göremeyen Beşiktaş’a transfer olup, Beşiktaş’ta lig şampiyonu olan Mehmet Ekşi, tecrübesi ve beyefendi kişiliğiyle öne çıkmış, Beşiktaş’ın kaptanlık bandını takmıştı… O yıllarda herkese ismiyle hitap edilirken, tribün pankartlarına soyadıyla yazılan tek futbolcuydu. Döneminin en büyük yıldızlarından biriydi.
*****
1982-83 kupa maçında yaşadığı o talihsizlik, futbol hayatına maloldu…
*****
Fatura, Mehmet Ekşi’ye kesildi…

Eğer varsa bir hata, Beşiktaş’ın teknik direktörü Miliç’e ait olması gerekirken, Mehmet Ekşi’ye yüklenildi…

Kırıldı, küstü, ayrıldı Beşiktaş’tan, Antalya’ya gitti…

Kısa süre sonra da futbolu bıraktı.
*****
Yıllar sonra, bir röportajında şunları söyledi: “Sarı kart, hiç suçum olmadığı halde, hayatıma maloldu… Haberim yoktu, hakemin bana kart gösterdiğini bile bilmiyordum… Fenerbahçe maçı öncesinde hiçbir gazete, kaptanın iki sarı kartı var diye yazmadı… Türkiye’nin yıldız futbolcusuydum, o kart olayından sonra resmen bittim!”
*****
Özetlersek…
*****
İlahi adalete inanmak lazım.
*****
Bana göre, taaa 27 sene önce günahsız yere yakılan Mehmet Ekşi’nin ahı tuttu Fenerbahçe’yi!

Yazının orjinali: http://fanatik.ekolay.net/Yilmaz-Ozdil-yaziyor_3_Detail_27_176042.htm

allyays kimdir?

Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...


Keyifli Anlardan Keyifli Kareler

Yaşasın Kardan Panda Yaptım! - Kış 2006