Hep erteliyorum yazmayı, o bitsin, bu bitsin, şunu da yapayım derken yazacaklarım biriktikçe birikiyor. Bir süre sonra ne yazacağımı bile unutuyorum. Bu ara tezim için çalışıyorum, bütün önceliğim o, bu sebeple yine sürekli öteliyorum blogumla ilgilenmeyi. Ama Anthony Giddens’ın Sosyoloji kitabının 800’lü sayfalarına geldiğimde artık daraldığı fark ettim (: Bu arada kitabın bir günahı yok, hatta çok başarılı bir çalışmaymış; bu ara bir çok kitabı daha önce niye okumadığımı soruyorum kendime, bu da onlardan biri.

Alvin Toffler’ın Üçüncü Dalga’sını da yeni okudum mesela. kitabı aldığım heralde bir 13-14 yıl olmuştur, arada bir göz atmıştım ama hiç adamakıllı okumamıştım. Bu kez okuduğumda, bunu zamanında okumuş olsam, belki de facebook’u ben bulmuş olurdum diye bile düşündüm (:

Her şey ne kadar hızlı değişiyor. Okudukça insan bazı şeyleri daha net görüyor ya da daha önceden düşünmediğin, dikkat etmediğin noktalara daha çok odaklandığından farkındalığın artıyor. 1865’te Lincoln’ün ölümü, Londra’da 12 gün sonra duyulmuş. Bugün ise Kaddafi’nin yakalanma görüntülerini izlerken kanım donuyor…

House diye bir dizi var, bu sene Amerika’da sekizinci sezonu, ben diziyle geçen yıl tanıştım; o ayrı ama Amerika’yı yakalamakta gecikmedim tabii, şu an 7. sezonun son bölümlerindeyim. House aykırı ve dahi kişiliğiyle bir fenomen ama 7. sezonda bir şeyler oluyor (diziyi benim gibi sonradan izleyeceklere spoiler olmasın diye detay vermiyorum) ve o aykırı hali biraz törpüleniyor House’un, sonra bir şey daha oluyor ve yeniden eski House’u görüyoruz karşımızda. Eski House’u görünce, “özlemişiz be bu halini” dedik (Diyenler Aysun ve Yusuf). Sonra az önce Okan Bayülgen’e rastladım televizyonda, izleyenler bilir, son programlarında eskiden farklı bir tarzı var, insanı şaşırtan, Okan böyle olabilir mi dedirten ve sempatik gelen bir hal bu; ama şunu fark ettim ki onun da eski halini arıyorum bazen, sanki o “aykırı” Okan’ın cazibesi bir başka…

Son olarak bir şey var; hem üzerine sınırsız söz söylemek istediğim hem de hiçbir şey söylemek istemediğim. Böyle saçma bir çelişki… Son aylarda PKK’nın terör eylemlerindeki ciddi artış ve son olarak Çukurca’da verilen 24 şehit, milyonlarca kelimeyi boğazımda düğümleyen. Bazı şeyleri anlamakta gerçekten zorlanıyorum, ya ben embesil ve aptalım ya da diğer alternatif ne onu bile bilmiyorum. Kandırılıyor muyuz sürekli? Hani bizim güçlü ve büyük bir ordumuz vardı, neden sürekli aciz kalıyor? “AKP hükümetinin sindirdiği ve pasifize ettiği asker” bu mu PPK’yı daha güçlü, ordumuzu daha aciz yapan? Eski tümgeneral Osman Pamukoğlu konuşuyor, bu şekilde harekat yapılmaz diyor, nasıl yapılırı bilmiyor mu bugünün komutanları? Genelkurmay başkanının niye hiç sesi çıkmıyor? Hepsini geçtim, hiç ama hiç anlamadığım bir şey var: BDP denen parti, açık açık PKK destekçisi olduğunu dile getiren bu partinin benim meclisimde işi ne? Türkiye devletinin meclisi değil mi burası ve bu parti bu devletin bütünlüğüne alanen kastı olan bir örgütü desteklemiyor mu? Hangi Türk vatandaşı devletin bütünlüğüne kast eden kişileri temsilcisi olarak görmek ister? Bu kişiler benim vekilim olamaz, kimin vekili bunlar? PKK’lıların ve sempatizanlarının vekili ise eğer benim meclisimde işi ne???