Nereye gitsek, ne yapsak, şurayı da görmek istiyoruz, bunu da yapmak istiyoruz derken, kararsızlıklar içinde kıvranırken imdamıza Haydi Kampa yetişti. Google aramalarıyla internetin altını üstüne getirirken buldum Haydi Kampa’nın sayfasını: www.haydikampa.com

İşte tam aradığım gibi bir tatildi, Yusuf da ikna oldu ve biz Haydi Kampa Fethiye programının 5’inci dönemine (05-11 Temmuz) kayıtlarımızı yaptırdık. İstanbul’dan 4’ünde yola çıktığımız, bol molalı 30 saatlik yolculuğun ardından Fethiye’deki Haydi Kampa’nın oteli Sunface’e biraz gecikerek de olsa varmayı başarmıştık. Araya Akyaka’yı sıkıştırınca geç kalmak kaçınılmaz olmuştu.

Biz otele vardığımızda herkes toplanmış, kamp brifi başlamıştı. Yemek saati çoktan geçmiş olmasına rağmen, hemen bir masa ayarlanıp, bir taraftan brifi dinlerken diğer taraftandan leziz yemekleri yememiz sağlandı. UNIWTA Travel’dan Mehmet Melih Bey, kampla ilgili tüm konularda bilgi verdi. Gecenin sonunda sürpriz bir oyunla herkes birbirini tanımış oldu.

Otelimiz Hisarönü’nde, Hisarönü meydana yakın bir noktada yer alıyordu. Odalar gayet güzel ve ferahtı, yemekler de oldukça lezzetliydi. İlk izlenimlerimiz gerek otel gerek kamp için olumluydu. Sonrasında da ilk izlenimizin ne kadar doğru olduğunu gördük.

Haydi Kampa, aktif, dinamik ve heyacanlı bir tatil geçirmek isteyen, doğayı seven,  sadece deniz-güneş-kum üçlüsü bana yetmez diyen gençler için biçilmiş kaftan. Altı farklı bölgede doğa sporlarıyla iç içe geçmiş tatillerden birini seçiyor ve sonra da eğlenmeye bakıyorsunuz. Yukarıda da yazdığım gibi biz Fethiye programını tercih etmiştik.

Fethiye programı kapsamında neler yaptık?

Kampın ilk aktivitesi, Göcek – 12 Adalar tekne turuydu. Birbirinden keyifli Göcek koylarında bol bol yüzdük. Bu arada herkesin birbiriyle kaynaşması da uzun sürmedi. Tekne turu boyunca hep birlikte eğlendik. Akşam programına göre “Mehtap Turu” vardı, ancak hava koşulları nedeniyle bu tur daha sonraya ertelendi. Gece isteyenler Hisarönü eğlencesine gittiler. Çok yorgun olduğumuzdan ve ertesi sabah saat 6’da kalkacağımızdan biz otelde dinlenmeyi tercih ettik.

Salı günü, organizasyonun en adrenalin dolu gününydü; çünkü günün aktivitesi: Yamaç Paraşütü. Yamaç paraşütünü bir sonraki yazımda uzun uzun anlatacağım. Şimdilik sadece inanılmaz keyifli olduğunu söyleyeyim.

Yamaç paraşütünün ardından otele geri geldik. Otelde kahvaltı ettikten sonra günün geri kalanında bir program olmadığı için biz Ölüdeniz’e gitmeye karar verdik. Fethiye gelmişken, Ölüdeniz’de vakit geçirmemek olmazdı. Bizim gibi kamptan birçok kişi daha aynı şeyi yaptı. Hatta Ölüdeniz dönüşü, tüm ekip toplanıp, bizim için ayarlanan servislerle geri döndük. Haydi Kampa ekibi mümkün olan tüm kolaylıkları bize sunuyordu.

Akşam yine Hisarönü‘nde gece eğlencesi vardı. Bu sefer eğlenceyi kaçırmayalım dedik. Time Out isimli kareoke bara gittiğimizde saat 10-11 sularıydı. Daha çok yabancı, özellikle de İngiliz turistlerin ilgi gösterdiği kareokede arada gayet güzel sesler de dinledik. Gece 12.00’den sonra ise mekan tam bir disko moduna büründü. Cıstak cıstak eğlendik ve tüm kurtlarımızı döktük. Bu arada diskoda nargile içmek de entresan bir tecrübe oldu.

Kampın üçüncü günü Ölüdeniz-Kelebekler Vadisi tekne turu vardı. Mavi Mağara ilk duraktı. Ben daha önce Sarıgerme’nin koylarında gördüğümüz gibi bir mavi mağara göreceğimizi düşünerek, hevesle suya atladım ve mağaranın içine doğru yüzdüm; ancak sonuç hüsran, hani mavi nerede? Sarıgerme’de gördüğüm, içine girince suyun masmavi olduğu Mavi Mağara’dan sonra burası bana hayalkırıklığı yaşatmıştı. Burada su da acayip soğuktu. Denizden çıktıktan sonra yaklaşık 1 saat başım ağrıdı.

Suyun soğuğu ile ayıldıktan sonra istikamet Kelebekler Vadisi oldu. Vadiye giriş ücretli, normalde kişi başı 5 TL, Haydi Kampa katılımcıları için ise 3 kişi 10 TL. Neden ücretli diye merak ettik, meğerse özel mülkiyetmiş. Vadi boyunca şelaleye kadar hızlı bir yürüyüş yaptık. Hafif engebeli, bol sıcaklı ama güzel manzaralı bir yürüyüş oldu. Kelebek gördünüz mü derseniz, sadece bir tane. Çok sayıda kelebek görme şansı sadece Mayıs ayının birkaç gününde oluyormuş.

Bir diğer mola yeri ise Noel Baba (St.Nicholas) adasıydı. Bu ada da ören yeri ve giriş ücretli; ancak müzekart geçerli. Müzekartlarımızı kullandık ve adada kısa bir tur attık. Birçok kilise harabesi mevcuttu ama hava o kadar sıcaktı ki aşağıda bizi çağıran deniz varken adada durulmuyordu. Ancak manzara süperdi, Noel Baba kalacağı yeri biliyormuş (:

Soğuk Su’da ben suya girmedim, sabahki soğuk yetmişti bana. Ancak ne kadar soğuk olduğunu, girenleri izleyerek bile anlamak mümkündü. Soğuk Su’dan çıkıp denize geçenlere, deniz suyu hamam suyu kıvamında geliyordu. Soğuk Su’dan sonra Deve Plajı yakınındaki güzel bir koyda son yüzme molamızı verip, ardından Fethiye’ye geri döndük.

Kampın dördüncü günü ise başka heyecanlı bir aktivite bizi bekliyordu: Scuba Diving. Daha önce bir kez daha böyle bir aktiviteye katıldığımdan çok heyecanlı değildim ama dalacak olmak yine de çok güzeldi. Dalış için pırıl pırıl ve balık kaynayan bir koya gittik. Önce teknede bilmemiz gerekenlerle ilgili kısa bir eğitim aldık. Ardından 6’şarlı gruplara ayrıldık ve sıramızın gelmesini beklemeye koyulduk. Her grup yaklaşık 15 dakika kadar suda kalıyordu. Öğleden önce ve öğleden sonra olmak üzere 2 dalış yaptık ve yaklaşık 5 metreye daldık. Balıklara ellerimizle ekmek yedirdik. Etrafımızda çeşit çeşit, onlarca balık dolaşıyordu ve onlarla o kadar yakın olmak, onları izlemek inanılmaz keyifliydi. Papağan gibi rengarenk olanlarına bayıldım.

Akşamsa sonunda mehtap turu için uygun hava şartları oluşmuştu. Sürekli teknede olmaktan artık karadayken de sallanmaya başlamıştım ama mehtap turu da kaçırılmazdı. Oyunlu, şarkılı türkülü, göbek atmalı, sessiz filmli, ateş yakmalı, yıldız saymalı bir mehtap turu ile keyifli bir akşamı daha geride bıraktık.

Kamptaki beşinci gün: Jeep Safari & Kanyoning. Yine sabah erken saatlerde harekete geçtik. Otelden bizi almaya gelen 14 kişilik jiplere atladık ve yola koyulduk. Bugün bizi bol sulu bir gün bekliyordu. Hem YakaPark’a, hem Saklıkent’e gidecek hem de su savaşı yapacaktık. Tlos yolunda su savaşları başladı ama ne savaş, herkes sırılsıklam olmuştu. Bizim kendi aramızda yaptığımız savaş bir yana, yol boyunca çoluk çocuk, genç yaşlı tüm köylüler de bu savaşa katılıyordu. Jiplerde geçen turistlere su atmak gibi bir  meslek edinmişlerdi adeta. Bir yandan yeter artık ya ıslakmaktan bıktım diyordum; ama diğer yandan da tepedeki güneş başka türlü çekilmezdi.

Her tarafından buz gibi sular kaynayan Yakapark, 4 sene önce nasılsa hala aynıydı. Bizim gruptan 4 kişi soğuk suda 5 dakika durmayı başarıp, içecekleri kaptı. Gözlemeci yaşlı teyzenin turistlerle dialoguna hayran kaldım, teyzem hem İngilizce’yi sökmüş hem de iyi halkla ilişkiler yapıyor. Biz de kaptık gözlemeleri, hiç fena değildi.

Saklıkent’te su seviyesi yükselmişti ve yine buuuuzzz gidiydi. 1 saatlik hızlı bir kanyon yürüyüşünün ardından kanyondaki restoranda yemeklerimizi yedik. Yemekler bence vasattı. Sonra yola yine jiplerle kanyonun aşağısından devam ettik. Soğuk ve debili suda body-rafting yapanlarımız da oldu, biraz daha aşağıdaysa çamur banyosu yapanlar da. Ben ayağımı çamura basıp, dipteki balçığı hisseder hissetmez çamurun pek bana göre olmadığı anlayıp, suya doğru attım kendimi. Bir ara sular alıp görütürecekti ki imdadıma Serhan ve Yusuf yetişti.

Sularda bir kez daha serinledikten sonra Fethiye Çalış Plajı’na doğru uzun bir yolculuk yaptık, artık kimsede enerji kalmamıştı. Plajda denize girenler de oldu; ama benim gibi hamakta sallananlar çoğunluktaydı. Artık otele dönmek istiyorduk. Eğlenceli ve bol sulu gün, akşam saatlerinde otele bırakılmamızla sona erdi.

Akşamsa Kayaköy Gece Eğlencesi vardı, Kayaköy’deki bir restoranda fasıl yapacaktık. Fasıl ekibi şarkılar söyledi dinledik, şarkılar söyledi oynadık, yeri geldi eşlik ettik, bir geceyi daha keyifle tamamladık.

Ne yazık ki kampın son günü geçti çattı, cumartesi günü at turu (horse riding) ile Haydi Kampa’ya güle güle dedik. Öyle at üstünde 5-10 dakika 3-5 tur attık, bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. 2 saat falan at üstünde dıgıdık dıgıdık dağ, tepe, bayır dolaştık. Atlar dört nala gider gibi yaptığında adrenalin depoladık. Bu arada atlar, akıllı hayvanlar, seyis acemi oldu mu hemen anlıyorlar. Kendimi parçaladım, bir dediğimi de yapsın diye ama nafile ne zaman ki eğitmenin sesini duysa işte o zaman talimatlara uyuyordu. Arada mola verip, leziz gözlemelerimizi de yedik. Bu arada acemilikten olsa gerek, at binmeyi severler bunca ağrılı ve sızılı bir duruma nasıl katlanıyorlar diye aramızda tartışıp durduk.

At turu sonrası, otelde duşlarımızı alıp, akşam üstü Sarıgerme’ye doğru yola koyulduk. (Sarıgerme sonraki yazıda…)

Haydi Kampa ve rehberimiz Erhan (ayrıca Gökay) bir hafta boyunca kusursuza yakın hizmetiyle bize keyifli bir tatil yaşattı. Bu tarz tatili seven herkese, hiç tereddüt etmeden önerebilirim. Hatta ben başta Ayder olmak üzere başka bölgelerine önümüzdeki zamanlarda katılmayı düşünüyorum.

Haydi Kampa’dan yer kalması zor gibi gözüküyor ama Sunface Hoteli de tereddüt etmeden tercih edebilirsiniz. Bu yıl elden geçirilmiş, her şey sade ve temiz. Odalar düzenli olarak temizleniyor. Yemeklerde çok fazla çeşit yok belki ama gayet lezzetli. Onlarca çeşit arasında aç kalmaktansa, az çeşit de olsa lezzetli yemek bulmak ve karın doyurabilmek güzel şey. Bir tek sürekli aynı yemek müziklerini dinlemektan sıkılabilirsiniz (: Otelin Hisarönü’nde olması ise bir başka avantaj, püfür püfür dağ havası sayesinde klimaya neredeyse ihtiyaç duymuyorsunuz.

Özetle; Haydi, Haydi Kampa’ya!..