Paylaşmak istediğim ne varsa…
Son günlerde üç büyüklerin kulüp yöneticileri arasındaki atışmalar beni çok eğlendiriyor. Her şey Aziz Yıldırım’ın, Yıldırım Demirören için bir işe yaramadığı anlamına gelecek cümleler kurmasıyla başladı sanırım; ya da ben tartışmaları ancak orasından yakalayabildim. Ardından Demirören, “Beşiktaşlıların yüzde 99’u Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun diyor” dedi. Adnan Polat da katıldı bu söz düellosuna “Kupayı Beşiktaş’ın almasını istiyoruz” açıklamasını yaptı. Kanarya’ya karşı Kartal-Aslan kardeşliği aldı başını gitti.Ben, TV karşısında yöneticileri izlerken ya da gazetede neler söylediklerini okurken yüzümde alaycı gülümsemelerle eğlendim eğlenmesine ama kafama da ciddi bir soru takıldı! “Bu yöneticiler neler dediklerinin, taraftarları nasıl etkilediklerinin farkındalar mı acaba?” Ezeli rekabette böyle ittifaklara yer olabilir mi?
Yüzyılı bulan tatlı bir rekabet var üç takım arasında. Bu tatlı rekabetin çok sertleştiği anlar da var, gerçekten tatlı tatlı sürdüğü zamanlarda. Üç kardeş gibi düşünürsek bizim üç büyükleri; genel olarak Fenerbahçe yaramaz, çok da sevilmeyen kardeş; Beşiktaş en sessiz, en sorunsuz ve sevilen kardeş olarak çıkar karşımıza. Galatasarylısı da Fenerbahçelisi de sever Beşiktaş’ı. Ancak bir Galasaraylı’nın Fenerbahçe’ye sempati duyması ya da tam tersi bir Fenerbahçeli’nin Galatasaray’a sempati duyması pek de rastlanır bir şey değildir. Beşiktaş ise daha ortadadır, daha ılımlıdır; çoğu Beşiktaşlı Fener’e sempati duymasa da GS-FB çekişmesi kadar can alıcı değildir bu durum. Ama şimdi nasıl olduysa oldu bir anda bir “Kartal-Aslan” kardeşliği doğdu. İtiraf ediyorum ki bir Beşiktaşlı olarak evet benim de gönlüm GS’nin şampiyonluğundan yana (artık mucizelere kalmış olsa da) ama bunu kulüp yöneticilerinin ulu orta söylemelerine, böyle söylemlerle taraftarları galyana getirmelerine ne demeli?
Bu demeçlerin taraftar üzerindeki etkileri bir yana, birkaç gün sonra bu takımların oynayacağı lig maçı şimdiden şaibeli bir hal aldı. Ligden havlu atmış Beşiktaş’ın normalde de bu maça çok fazla önem vermesi beklenmiyordu aslında; ama ne de olsa derbi maç diye düşünülüyordu. Ancak şimdi herkesin kafasında Beşiktaş kendi isteğiyle bu maçı Galatasaray’a verecek mi sorusu var. Hafta sonu oynanacak maçta Beşiktaş yenilirse bu gerçekten Galatasaray’ın başarısıyla da olsa maalesef yürekler bu sonuca inanmayacak. Bu düşüncelere sebep olan yöneticilerin hangi akla hizmet böyle konuştuklarını merak ediyorum doğrusu.
Gelelim bugünkü Beşiktaş-Fenerbahçe kupa maçına. Otoriteler yine Fenerbahçe’yi favori gösteriyor sanırım. Benimse favorim Beşiktaş ama sadece benim takımım olduğu için değil :) Birincisi derbi maçlar gerçekten farklı oluyor; bugünlerde Fenerbahçe çok iyiymiş, Beşiktaş istikrarlı bir başarı grafiği çizemiyormuş, bunlar çok da önemli değil. Bu maçı salt kendi içinde düşünmek ve değerlendirmek lazım. İkincisi Beşiktaş’ın Fenerbahçe karşısındaki kendine güveni ve inancı; yılların “Fener’e yenilmeme” alışakanlığı futbolculara ayrı bir özgüven veriyor. Üçüncüsü Beşiktaş’ın yapacak başka hiçbir şeyinin olmaması; bütün bir sezon taraftarlarını hayalkırıklığına uğratan Kartal’ın, 12. adamına tek hediyesi bu kupa olacak.
Tigana yine aklını kullanırsa ve takımının, dediklerini sahaya yansıtmasını sağlayabilirse bu akşam gülen taraf Beşiktaş olacaktır diye düşünüyorum. Keyifli, heyecanlı, bol gollü, seyri güzel bir maç umuyorum. Son söz: “Kartal gol, gol, goollll!!!”
03 Mayıs 2006
Uzun zaman olmuş, bir şeyler karalamayalı. Ele kağıdı kalemi almak lazım değil mi? Gerçi bu yaptığıma daha çok, ele klavyeyi almak demek daha doğru olur :) Ancak itiraf edeyim, ele kalemi almak daha keyifli oluyor. Nedense bu kadar teknolojinin içinde olmama rağmen, teknoloji karşıtı bir yönüm var.Uzun süre internet ve MSN’den uzak kaldım, şimdi de eskisi kadar yakın değilim ama yine de ara sıra buralardayım.
5 buçuk yıl sonra, bir delilik mi bir akıllılık mı yaptım desem, henüz hangisi bilemiyorum, internet sektöründen eğitim sektörüne geçmeye karar verdim. Editörlük yılları geride kaldı, şimdi sırada öğretmenlik yılları var. Gerçi yıllar olacak mı henüz bilmiyorum. Rehber öğretmenlik bana göre mi değil mi onu görmeye çalışıyorum.
Bir taraftan da okula devam ediyorum. İnanmakta zorlanıyorum ama son döneme geldim. Yaza okul bitiyor. Sırada yüksek lisans var :P
Aşkım, bitanem, canım sevgilimi merak ediyorsanız; o da çok iyi. Uzun bir tatil yaptı, hala da yapıyor :) Ama çok ilginç olan bir şey var; o askerdeyken geçmek bilmeyen zaman, şimdi o kadar hızlı geçiyor ki, buna ikimiz de inanamıyoruz.
Eeee sizler neler yapıyorsunuz?
07 Mart 2006
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...