Paylaşmak istediğim ne varsa…
Herkesin (haksız bir şekilde) kullandığı bir ifadedir ‘angut’. Birisi bir salaklık yapınca, bir laftan anlamayınca, böyle boş boş bakınca hemen ‘Angut musun?’ der günümüzün insanı…
Angutun aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir ton ‘angut!’ var ülkemizde…
Angut kuşu, eşi öldüğü zaman (yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi) gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun baş ucunda bekler…
İşte bu canlının yaptığı en büyük ‘angut’luk budur… Ayrıca bu olay bütün angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen birşey değildir. Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz.
Hani derler ya ‘angut gibi bakmasana lan’; keşke herkes angut gibi bakabilse değer verdiklerine… Bundan sonra bazılarına ‘angut’ demeden önce bir kere daha düşünün. Bir ‘angut’ bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde…
Bu yazıyı kim yazmış bilmiyorum ama “angut” nedir bilmek isteyenlerle paylaşmak istedim. Ve belirtmeden geçemeyeceğim ki kıskandım angutların aşkını (:
24 Mayıs 2006
Son zamanlarda taraftarının yüzünü bir türlü güldüremeyen Beşiktaş ve Türkiye Kupası’na 23 yıldır hasret Fenerbahçe… İki takım da kupanın sahibi olmak istiyordu; ama 120 dakikanın sonunda gülen taraf bu kupayı “almaktan başka çaresi olmayan” Beşiktaş oldu. Ligden tamamen kopmuş Kartal’ın pençesini kupada göstermesi hem taraftarı hem de kendi için zorunluydu çünkü.
Maçın ilk 15-20 dakikasında her iki takım da istediği oyunu tam anlamıyla sahaya yansıtamadı, top bir orada bir buradaydı, hareketli ama bilinçsiz dakikalardı bunlar. Daha sonra Beşiktaş’ın baskısı daha fazla hissedilmeye başladı. Fenerbahçe Beşiktaş’ın üstüne gelmesini bekliyordu, böyle de oldu; ama Beşiktaş Fener’in üzerine gidip golleri bulurken, Fenerbahçe beklediği açığı yakalayamadı. Pres yapan, çok koşan ve baskı kuran siyah beyazlı oyuncular ilk yarıya hakimdi.
İlk gol 32. dakikada Tümer’in nefis frikiğinden geldi. Serbest vuruşa neden olan faul ise tartışmaya açık bir pozisyondu. Golün üzerinden henüz 4 dakika geçmişti ki yine Tümer sahnedeydi, Tuncay’dan kaptığı topu ceza alanına kadar götürdü ve müsait pozisyondaki Gökhan Güleç’e gol pasını verdi. Gökhan Güleç’in golüyle skor 36. dakikada 2-0 oldu. Beşiktaşlı taraftarlar “üç, üç, üç…” diye tezahürat ederlerken, aslında çok da mümkün bir isteği dile getiriyorlardı. Ancak Beşiktaşlı futbolcular bu isteğe 113. dakikaya kadar karşılık veremedi.
İkinci yarı ise birinci yarının tersi bir tablo vardı sahada. 2 gol atan Beşiktaş geri çekildi ve Fenerbahçe Beşiktaş’ın üzerine gelmeye başladı. Fenerbahçe gibi bir takım karşısında 2-0’ın üzerine yatma düşüncesi büyük hataydı. Nitekim özellikle 2. yarının ilk 10 dakikası çok baskılı gelen Fenerbahçe, 55. dakikada Alex ile golü buldu. Beşiktaş hala kendi sahasında oynamaya devam edince, Fenerbahçe’nin ikinci golü de geldi. 79. dakikada Mehmet Yozgatlı kaleye 30-35 metre uzaktan güzel bir şut attı, Cordoba geç uyandı ve skor 2-2 oldu. Bu dakikadan sonra iki takım da sanki uzatmalara razı bir hava içerisindeydi.
Uzatmalardaysa iki takımda da yorgunluk belirtileri iyice kendini göstermeye başladı. Alex’in sakatlığı nedeniyle oyundan çıkarılması ve Aurelio’nun ikinci sarıdan kırmızı kart görmesi, zaten daha istekli olan Beşiktaş’ın işine yaradı. Gecenin yıldızı Tümer, 113. dakikada yine kendini gösterdi ve Beşiktaş’ı kupayla buluşturan golü attı. Benim favorim, Kartal’ım kupayı 7. kez kazandı.
Beşiktaşlı futbolcular, kupayı almak için sahaya tekrar çıktıklarında üzerlerinde “İnandık çocuklar, Bizler inandık, Biz bu kupayı Sizin için kazandık” yazan tişörtler vardı. Fultbolcusu da taraftarı da gerçekten inanmıştı ve mutlu sona ulaşıldı.
Gelelim yazının başlığına; Beşiktaş’ın bu kadro ve oyunla UEFA kupasını alması gerçekte çok da mümkün gözükmüyor. Ancak bence Beşiktaş umut vaad ediyor. Tigana istediği kadroyu oturttuğunda bu başarının yakalanmaması için hiçbir neden kalmayacak diye düşünüyorum. Evet, umuyorum ki sırada UEFA Kupası var…
04 Mayıs 2006
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...