Paylaşmak istediğim ne varsa…
Dudaklarının tadı dudaklarımda
Kokun üzerimde hala
Ha bir dakika olmuş gideli, ha bir gün
Ne fark eder ki?
Daha gitmeden özlüyorum seni…
07 Haziran 2006
AYSUN BAŞARAN – 0310020057Yıllıklarda kişilerin kendi alanlarına bir şeyler yazmaları pek alışılmış bir durum olmasa gerek; ama ben bu sefer yazacağım, içimdeki yazarı hoşgörün, ne de olsa gazeteci sosyolog olacağım değil mi :)
İkinci lisansım olması sebebiyle ancak sınav dönemlerinde gelebildiğim; ancak bu kadar az vakit geçirebilmeme rağmen hafızamda güzel anılar bırakan, bana keyifli arkadaşlıklar yaşatan İstanbul Sosyoloji’nin benim için ayrı bir yeri var. Kendimi hep iletişimci kabul ettim ama itiraf ediyorum Sosyoloji’de geçen okul yıllarım çok daha keyifliydi. Bunu İletişim’in yıllığına katılmamamdan bile anlayabiliriz :)
Işıl’ın bitmez tükenmez muhabbetlerini ve o sevimli hallerini, Erk’in usanmadan dertlerimi dinleyebilmesini (yoksa usanmış mıydın?), Nilay’ın ve Zeynep’in başta ders notları olmak üzere her konudaki yardımlarını, Abdülkadir’le yaptığımız sınavlar öncesi dakikalarca süren telefon konuşmalarını, Nevra’nın her soruma bıkmadan cevap vermesini, İren’in ikiz kardeşini (ilk gördüğümde büyük bir dumur yaşamıştım :) ), Mustafa’nın şiddetle kopya çekmeye karşı çıkışını, Blerina’nın keyifli aksanını, Burak’ın kurabiyelerini (nefistiler), Mahmut Hoca’nın her sınavda ters köşeye yatırmasını, İsmail Hoca’nın deli dolu hallerini, Ertan Hoca’nın sonsuz iyimserliğini ve burada sayamadığım tüm arkadaşlarımı, hocalarımı ve onlarla ilgili anılarımı asla unutacağımı sanmıyorum.
Sonsuz anlayışlarından dolayı tüm hocalarıma, sonsuz yardımlarından dolayı da tüm arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İyi ki sizlerle bu dört yılı yaşadım, umarım bağlarımız kopmaz…
(Bana yıllık için bir şeyler yazabilen herkese ayrıca teşekkür ediyorum; yazıları isme göre alfabetik olarak sıraladım :) )
Aysun (Nâm-ı diğer Ally)
Ah o vize, final dönemleri… Hep bunalımlı geçer, hep sıkıntılı olurdu. Toplanması gereken bir yığın ders notu, toplanan notların gidip fotokopicide bir yığın kalabalığın içinden fırsat bulunup da çoğaltılması, her sınav döneminin rutin koşuşturmacasıydı. Aslında sınav döneminin en büyük sorunu olan not bulma sıkıntısını ben neredeyse hiç yaşamadım; bunda en büyük pay herhalde senindir; doğrusu bunun için sana büyük teşekkür borçluyum. Bulduğun bütün ders notlarını, sınavlarla alakalı bilgileri benimle paylaşmanı unutacağımı zannetmiyorum. Aslında okula çok az gelebilmene rağmen, notları senin nasıl bu kadar kolay bulabildiğine şaşırmak lazım; ama sürekli güler yüzün ve samimiyetinle kurduğun yakın arkadaşlıklar şaşırmayı gereksiz kılıyor. Bir de sınav öncesi kritikleri var ki herhalde okula dair en iyi hatırlayacağım şeylerden biri. Her Mahmut Hoca sınavından önce, kitabın nerelerinden sorulacağına dair uzun uzun tahminler yapardık; iyiydi güzeldi de her seferinde ters köşeye yatmasak olmaz mıydı? Neyse ki her seferinde zıplamayı başardık, İnşallah son seferinde de takılmamış oluruz :) Güler yüzlü ve samimi tavrını sürekli korumanı tavsiye ederim. Zannediyorum bu tavrınla beraber sana ikinci üniversiteyi bitirten azmin hayatını kolaylaştıracaktır. Bir de denir ki; niçin yaşadığını bilmeyen nasıl yaşayacağını bilmez… Bu önemlidir çünkü insanın ne için yaşadığına dair düşüncesinin olması atacağı, adımların yönünü tayin etmesini kolaylaştırır. Yazılacaklar mutlaka bu kadar az değil, daha söylenebilecek çok sey var; ama klişe şeyler yazmak istemedim, beni sana hatırlatacak birkaç kelam karalamaya çalıştım. İyi hatırlanacağımı umuyorum.
Abdülkadir Yalvaç
Ender rastlanır nitelikteki sempatik yapınla, kimseye yazı yazmama inadımı bile kırabildin. Kuşkusuz mutlu olacağın iş, eş ve çocuklarınla özlenen aile yapısını ülkemize kazandıracaksın. Seni sevmeyen ölsün :) Tamir edilmemesi gereken tek sallanan ayağa sahipsin. Sevgi sana bol bol…
Erk Alav
Aysunum sana ne yazayım inan bilmiyorum. Süpersin, harikasın! Sen başka türlü bir insansın ve bence bununla gurur duymalısın, çünkü ben senin gibi bir arkadaşım olduğu için gurur duyuyorum. Gözümü kapatınca aklıma ilk gelen o boncuk gibi gözlerin, onların ıslanmasını inan hiç istemem. Hayata karşı olan dik duruşunu o kadar takdir ediyorum ki! İyi ya da kötü her gün orada olacağını biliyorum Ally, bil ki ben de buradayım. İyi şanslar!
Işıl Cankurtaran
Aysun ya sen bir üniversite bitirdikten sonra niye tekrar buraya geldin? Biz bir taneyi bitiremezken sen hem çalışıp, hem de ikinci üniversiteyi bitiriyorsun. Bir de ödevlerini de vaktinde verip, anlatabiliyorsun. Okula çok sık gelmesen de bizden daha iyi organize olup not toparlayıp, paylaşabiliyorsun. Ayrıca çok da vefalısın, her türlü bayramda güzel mesajlarını da bizden eksik etmezsin. Bir de çok cesursun, mesleki hayatında radikal kararlar da alabiliyorsun. Bu arada fotokopicideki rekoru da kolay kolay unutamam. Kaç sayfaydı Aysun? Siz deyin 200 ben diyeyim 300. Seni hep güler yüzlü, genç gösteren (çok şanslısın valla) suratınla hatırlayacağım. Kendine iyi bak, öptüm kocaman :)
İren Arıcan
Ben bu bölüme dikey geçiş yaparak geldiğim için öyle sıkı arkadaşlıklara giremedim. Daha çok –şu anki- 3. sınıflarla muhabbetim oldu. Şunu da sorguladım hep; neden burada arkadaşlık ilişkileri ders notu toparlama muhabbetinin ötesine geçemiyor. Bu, hep sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir konu olarak aklımı kurcaladı. Ama biri vardı ki, arkadaşlık için fazla çaba harcama zahmetinde bulundurmadı. O da çok değerli Aysun Hanım. Kendisi arkadaş canlısı, mini mini, sıcak kanlı; ayrıca iş kadını olmanın verdiği bir ağırbaşlılıkla hafızamda yer etti. Karmaşık tutulan notları bizim anlayabileceğimiz seviyeye indirgemesi gelecekte ülke meselelerinin karmaşıklığını da çözebilecek bir kapasitede olduğunu gösterir cinsten. Bu yüzden artık gelecek nesillerden ümitsiz değilim. Kim bilir, belki de çok daha yüksek yerlerde göreceğiz kendisini. Keşke okul hiç bitmese, keşke bu arkadaşlıkları ölene dek sürdürebilsek. Aysun umarım yüzündeki gülümseme hiç bitmez; kendin gibi başkalarının da yüzünü güldürürsün. Seni unutmayacağım. Ya bu muhabbet çok ağır oldu galiba. N’apayım ben böyleyim işte :)
Mustafa Said Kantar
Bizim sınıfın yahoo’da sosyolojist diye bir grubu vardı ya, işte ilk olarak oradan tanıdım seni ben, ismen yani. Diyordum ki kendi kendime “kim acaba bu kız?” Sonra da cismen de tanıma fırsatı buldum ve iyi ki de tanımışım. Öncelikle ikinci üniversitende okuyor olmana şaşırdım, sonra da sadece sınavlara gelmene rağmen sağladığın başarı beni şaşırtmaya devam etti. Biz daha hiçbir şey yapmıyorken sen bir işi eskittin başka bir alanda yeni bir işe başladın. Bu başarıların ömrün boyunca devam edeceğine inanıyorum. Seni sınav dönemleri dışında pek göremesem de ne kadar tatlı bir insan olduğunu bilecek kadar tanıyorum ve seni tanımaya da devam etmek istiyorum. Arkadaşlığımızın devam etmesi dileğiyle. Bu arada Ekvator’daki yemek için çok teşekkürler. :)
Nevra Soysal
Kim der bu kız ikinci üniversitesini bitiriyor diye!!! Ben demem açıkçası, zaten ilk duyduğumda da uzunca bir süre inanamamıştım. Sonra sonra inandım ve bu sefer de hayatın sorumluluğunu bu kadar erken üstlenmiş olmanın; gözündeki o enerjiyi, parıltıyı ve yüzünün hep gülmesini söndürmediğini gör
ünce çok şaşırdım. Sen benim için hayatta hep örnek alacağım sayılı insanlardan olacaksın. Beni unutma sakın, arkadaşlığın için teşekkürler…
Nilay Göncü
Başarısı ve azmiyle herkese örnek olacak kişiliğinin yanında asla yüzünden eksilmeyen gülüşün ve pozitif enerjinle akıllarda kalacağına eminim. Hayatında başarılar dilemiyorum çünkü hepimizden önce başladın geleceğe ve başarılı olarak… Hayat enerjinin ve güzel kalbinin hiç bozulmaması dileğiyle…
Zeynep Demirci
31 Mayıs 2006
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...