Yoğun Günler Geride Kaldı

21 Haz 2007 Kategori: Karalamalar

Dershanede çalışmak, rehber öğretmen olmak, 6. – 7. ve 8. sınıf öğrencileriyle uğraşmak, velilerine dert anlatmak, dertlerini anlamak, veliyi, öğrenciyi, öğretmeni, yöneticiyi anlamak, anlamlandırmak… tüm bunlar geride kaldı.

Bu hafta sonu da mı işte geçecek, Ayşe derse zamanında girecek mi, Ahmet velileri arayacak mı, Melis bu sefer 90 net yapacak mı, sınavlar zamanında gelecek mi, ders programı oturacak mı, ders zili çalacak mı, dergiler dağıtılacak mı, başarı artacak mı, kayıtlar alınacak mı vs vs vs… hepsi geride kaldı.

Bir buçuk yıllık rehber öğretmenlik maceram 10 Haziran’daki OKS ile birlikte son buldu. Çocuklarla olmayı, onları dinlemeyi, anlamayı, anlamaya çalışmayı, onlarla deneyimlerimi, bilgilerimi paylaşmayı hep sevdim. Tüm zorlukları ve olumsuzlukları bir yana, birçok keyifli an kaldı hafızamda. Bana bu keyifleri yaşatan öğrencilerime sonsuz teşekkürlerim var elbette.

Bundan sonra dershane yok. Sakin bir dönem başlıyor hayatımda. Artık hafta sonları tatil; bir rüya gibi geliyor, son 2 ay haftanın 7 günü çalıştıktan sonra.

Dergi de bitti, o yoğun tempolu dergi yetiştirme gün ve geceleri de geride kaldı. Yüksek lisans dersleri de bitti, 12 Haziran itibariyle. Hafta içi her gün 09.00-18.00 mesaisi kaldı sadece geriye. Sudan çıkmış balık olacağım galiba.

Yoğun günler geride kaldı, gelsin sükunet günleri, bakalım daha neler bekliyor beni?

Yazmayı severim, hep sevdim; yazdıklarımın okunmasını da. “Büyüyünce yazar olacağım” :) iddialıyım. Yazılarım, haberlerim, röportajlarım internette yayınlanmaya başladığı günden bu yana hep bu işi bir dergide yapmayı hayal ettim. Sanal dünyadan kurtulup, gerçek dünyaya geçmekti isteğim. Yazdıklarıma dokunabilmek, somut bir gerçek olarak orada görmek istiyordum.

Böyle hisseden bir insanın bir dergide çalışma teklifi alması kadar heyecanlandırıcı ne olabilir ki? Yaşasın dergici oluyordum! Sinema, müzik, yaşam, şu, bu… ne yazdığım çok da önemli değildi aslında, o derginin sayfalarında benim kelimelerimin olmasıydı önemli olan.

Yazıyordum, yazıyordum ama hala inanamıyordum. Ben gerçekten artık bir dergide mi çalışıyordum? Yazılar, tashihler, sayfa düzenlemeleri… Evet, sonunda ilk sayı baskıya gitmişti. Ama yok hala inanamıyordum.

Sabah iş yerine ulaştığımda, balkon kapısından içeride kimse var mı diye bakarken masanın üzerindeki dergileri gördüm. Bizim dergimizdi bu, ilk sayı çıkmıştı ve masamın üzerindeydi. Çığlık attım mı atmadım mı hatırlamıyorum. Kapıyı açan arkadaşa günaydın bile demeden derginin üzerine atladım. Heyecandan kalbim küt küt atıyor ve ellerim titriyordu. Sayfaları çevirirken hissettiğim haz ve keyif, şu an kelimelere dökemeyeceğim kadar büyüktü. Bu dergide benim emeğim, benim yazılarım vardı. Sonunda yazdıklarıma dokunabiliyordu. Yaşasın artık bir dergim vardı!

Yoğun tempo, stresli anlar, zamanında yetiştirme telaşı, hiçbir şey önemli değildi; çıkan her sayıyı elime almak, o sayfaları çevirmek ve bunu ben yazdım, bunu ben yaptım demek o kadar keyifliydi ki.

Ama bu rüya çok kısa sürdü :( Dört sayılık bir macera olarak kaldı. Oysa benim daha yazacağım çok şey vardı. Her yeni sayıda, yepyeni bir heyecanla çevirmek istediğim nice sayfalar vardı…

allyays kimdir?

Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...


Keyifli Anlardan Keyifli Kareler

dışarısı çok soğudu...