Paylaşmak istediğim ne varsa…
Dün akşam bir film galasına katıldık. 30 Ekim’de vizyona girecek olan korku-gerilim türündeki, Safranbolu’da bir konakta 6 gencin başından geçen olayları konu alan Konak‘ın galasına…
Konak’ın davetiyesinde “7 Genç, 7 Günah, 7 Ceza” yazıyordu. Bunu görür görmez, doğal olarak benim de aklıma Seven geldi. Hıristiyanlığının 7 ölümcül günahını işleyen kişileri öldüren bir seri katil ve onun peşindeki 2 dedektifi (Brad Pitt ve Morgan Freeman) konu alan filmi 3-5 kez izlemişimdir heralde. Konak, Seven’a ne kadar benzer acaba diye geçirmiştim aklımdan…
Konak’ta korku filmi klişelerinin birçoğunu izledik. Bilmedikleri bir yöreye giden bir grup genç, başlarına ard arda gelen aksilikler, bir eve sıkışıp kalmaları… Ayrıca biraz Seven, biraz Testere (Saw), biraz Lanetli Tepe (House on Haunted Hill) ve muhtemelen benim şu an hatırlayamadığım birkaç korku filminden daha çağrışımlar vardı. Ama gerilim yarattı mı yarattı, merak uyandırdı mı uyandırdı, basit bir kurgusu olsa da görevini yerine getirdi aslında.
Korku filmlerini hep ‘aptalca’ bulmuşumdur, korkuseverler alınmasın, korku filmlerini aşağılamak falan değil amacım, demek istediğim çok fazla mantık aramamak gerektiği, korktum mu korktum diye bakmak gerekir olaya. Konak korkutmaktan çok gerdi aslında. Bir sonraki ceza ne, kimin başına ne gelecek, bitsin şu olaylar sinsilesi de rahatlayayım gibi bir his uyandırdı benim üzerimde.
Bu arada 7 genç tamam da 7′nci günah ve 7′nci cezayı çözebilmiş değilim hala ama çok takılmamak lazım heralde (:
Konak
Yapımcı: Gonca Akay
Yönetmen: Cem Akyoldaş
Senaryo: Mehmet Akif Turgut, Funda Çetin
Oyuncular: Ogün Kaptanoğlu, Sevil Uyar, Paşhan Yılmazel, Almeda Amazi, Kerem Fırtına, Damla Debre, Öykü Akay, Melahat Abbasova, Gökhan Çelebi
www.konakfilmi.com
Beşiktaş gibi ben de sezonu açamadım bu sene, Beşiktaş gol orucunda ben yazı. Madem sonunda bilmem kaç yüz dakika sonra bir gol geldi, ben de artık yazayım bari.
Beşiktaş taraftarının umudunu kaybetmemesine, her maç öncesi hatta kötü giden maçlar boyunca süren inancına hayranım. Dün CSKA maçından önceki atmosfer de böyleydi; kıracağız şeytanın bacağını… Ama takımın üzerine güvensizlik kabus gibi çökmüş bir kere, maç maçı kovalıyor kazanamıyorsun, kazanmayı geç, gol atamıyorsun. Bir de golü yedin mi, hadi buyrun cenaze namazına.
Dün akşam da her Beşiktaşlı gibi, her şeye rağmen heyecanla geçtim televizyonun karşısına, hadi dedim o gün bugündür belki, futbol keyfi yaşarız biraz. O da ne, daha ilk saniye keyif falan kalmadı bende, yok, kadrodan falan değil, maçı İlker Yasin anlatıyor diye. Sevenine lafım yok ama ben İlker Yasin’in maç anlatmasına dayanamıyorum. Mümkünse Galatasaray maçı dışında maç anlattırmasınlar kendisine, mutlaka anlatacaksa da bu, Beşiktaş maçı olmasın. Manchester United maçını anlatan Emre Tilev, o kadar çok eleştiri aldı ki Star TV bu yüzden başka bir spiker arayışına girdi heralde. Evet Tilev’in bomba gaflar yaptığı, zaman zaman sahadaki futbolcuları bile karıştırdığı doğru; ancak İlker Yasin’e ne demeli? Ekrem golü atmış, maç 2-1 bitmiş, “Beşiktaş 657 dakikadır gol atamıyor” cümlesi yankılanıyor kulaklarımda. Ben rüya mı gördüm, Ekrem’in attığı gol değil miydi, bir kabussa bu uyanmak istiyorum.
Şimdi bana dönüp sorsanız ki bırak spikeri falan, sen dün Beşiktaş’ın oyna(yama)dığı futbola ne diyorsun. Vallahi bilmiyorum, deseniz ki dün sahada hangi kadro vardı, onu bile sayamam. Ben öyle boş boş bakmışım ki ekrana, maça dair aklımda kalan iki şey var sadece: Biri İlker Yasin’in dayanılmaz anlatımı, diğeri de Ekrem’in golü. Bir ara, ‘tamam ya kazanamayacağız orası belli de, bir gol atalım bari’ dediğimi hatırlıyorum. Sanırım birçok Beşiktaş taraftarı da benim gibi hissetmiştir golden sonra: oh be sonunda gol oldu!
Siyah beyaza gönül verenlere maç izlemek çok zor bugünlerde, ya benim gibi boş boş bakakalıyorlar ekrana ya da kahrolup, kendilerini yiyip bitiriyorlar. Manchester United maçının hemen ardından, yeni tanıştığım birine, “Beşiktaşlıyım, maçtan dolayı canım sıkkın biraz” dedim, “Beşiktaşlı olmak zor, Allah başka dert vermesin” oldu yanıtı. Tüm başka takım taraftarlarına iyi malzeme oluyoruz bu sezon, ne yapalım bu sene de misyonumuz bu heralde; Beşiktaşlı olmayanları eğlendirmek…
Tüm bunlara rağmen, bugün birçok Beşiktaşlı’nın dediği gibi: “Yine Siyah! Yine Beyaz! Yine Beşiktaş!”
Şampiyonluk üzerine dillerden düşmeyen marşı da söyleyebiliriz hatta: “Beşiktaşlıyız Beşiktaşlı, Anlayamaz kimse bu aşkı, Bekçisiyiz kopsa kıyamet, Siyah Beyaz bize emanet”
Bu arada yazıyı bitirmeden bir kehanette bulunasım var: Denizli maçını Beşiktaş 2-1 alacak. Bakalım benden kahin olur mu? (: Bir sonraki yazıda futboldan bahsedebilmek umuduyla…
Orjinal sayfanın linki: Berezilya.com
Berezilya.com / 01 Ekim 2009
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...