Paylaşmak istediğim ne varsa…
İlk ne zaman duydum ismini? Hatırlamıyorum… İlk ne zaman gördüm resmini? Hatırlamıyorum… Bir gün telefonda konuştuk. Hatırlıyorum; ama ne zamandı? Hatırlamıyorum… Sonra bir gün MSN’de konuşmaya başladık… İlk ne zaman karşılaştık? Hatırlıyorum: 19 Ağustos 2004 Perşembe İlk ne zaman duyulmaya başladı aşkın sesleri? Biliyorum: Avşa Macerası Günleri… “Yağmurda ıslandık… Denizde eğlendik… Sahilde sabahladık… Sabaha karşı [...]
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında, sevdalanmış onun deli dalgalarına. Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa… Demiş ki suya: Gel sevdalım ol, Hayatıma anlam veren mucizem ol… Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa, Al demiş; Yüreğim sana armağan… Sarılmış ateşle su birbirlerine, sıkıca, kopmamacasına… Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. Ya kendisi [...]
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...