Paylaşmak istediğim ne varsa…
Bir futbolsever refleksidir lig fikstürü çekilir çekilmez derbi maç haftalarını kontrol etmek; sonra da o haftalara başka program denk getirmemeye çalışılır. Her hafta maç izlenir ama derbi maçlar başkadır, ne de olsa hep bir sürpriz barındırır içinde. Her zaman seyir zevki vermese de verme ihtimali cezbeder taraftarı…
Bu sezonun ilk derbisini beşinci haftada Galatasaray’la oynayan Beşiktaş, 3-0 yenilince Beşiktaş taraftarı bu sezon da derbileri kazanamayacak mıyız acaba diye düşünmeye başladı. Yedinci haftadan itibaren öyle ya da böyle maçları kazanmaya başlayan Karakartal, 12’nci haftada her ne kadar Trabzonspor karşısında tutsak bir oyunla da olsa kazanınca, bir sonraki haftanın maçı heyecanla beklenmeye başlandı.
Beşiktaş-Fenerbahçe maçı için tam nerede, nasıl izlesek planları yapmaya başlayacaktım ki planlarım daha kuramadan suya düştü. Çok yakın bir arkadaşımızın evlilik haberine sevinirken, derbi akşamına denk gelen düğün nedeniyle gitti futbol keyfi diye üzülmekteydim. Derbi maç her zaman izlenir ama arkadaşlar her zaman evlenmez, bu sebeple yapacak bir şey yoktu. Ama düğün gününü belirlemeden önce lig fikstürünü kontrol eden ben, bunu yapmayanlara serzenişte bulunuyorum tabii (:
Bizim için fasıl ekibi şarkılar söylemeye başlarken, Beşiktaş ve Fenerbahçe için de Fırat Aydunus’un düdüğü çalmıştı. Restoranın bir köşesinde bir televizyon olsa bari yönündeki umutlarımızı da yitirdikten sonra, maç izleyenlere her gelişmeyi haber vermelerini tembihleyerek kendimizi akışa bıraktık. İlk 45 dakikada gol sesi gelmemişti ama “Beşiktaş daha iyi oynuyor” şeklindeki yorumlar yüreğimize su serpti. Sonra “Fink müthiş bir gol attı” telefonu geldi. Gümbür gümbür müzikle birlikte golü kim atmış, nasıl atmış, takım ne durumda anlamaya çalışırken, telefonun diğer ucundan ikinci “gooooollll” sesi geldi. Beşiktaş Bobo ile 2-0 öne geçerken, düğünün keyfi de daha bir arttı. Maç sonucu 3-0 olunca, halay çekmek daha bir anlamlı olmuştu.
Ardından maçın özeti, golleri, yorumları her şey takip edildi tabii ki. Beşiktaşlılar için bu sezonun güzel maçlarından biriydi elbette; ancak izlenmemesi çok büyük bir kayıp da değildi anlaşılan. Daha doğrusu benim için maçı izleyememiş olmanın tesellisiydi; çok süper bir maç kaçırmamış olmak, sadece 3 gollü galibiyetle sonuçlanan bir derbiyi kaçırmıştım. 3-4’lük efsane Fenerbahçe-Beşiktaş maçını canlı canlı izleyememiş olmak kadar üzmemişti beni.
Bunları düşünürken, şöyle bir Beşiktaş maçları şeridi geçti gözümün önünden, en keyif aldığım Beşiktaş maçlarını düşündüm. İlk sırada hiç şüphesiz 2003’teki Türkiye Kupası yarı final maçı var; 4-3’lük Gençlerbirliği maçı. Finale çıkamamıştık ama ben iki takımın da o kadar güzel oynadığı, iki takım oyuncularının da yüreğini sahaya koyduğu, bu derece futbol keyfi veren başka maç hatırlamıyorum. Bu maçı hatırlayınca da Beşiktaş’ı bir daha ne zaman bu şekilde izleyeceğiz acaba diye “buruk” bir soru beliriyor… Futbol kalitesinin sık sık tartışıldığı ligimizde bu tarz maçları izlemek için çok beklememek umuduyla…
Orjinal sayfanın linki: Berezilya.com
Berezilya.com / 24 Kasım 2009
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...
Yorum Yaz