Paylaşmak istediğim ne varsa…
Haydi Kampa’da ikinci gün aktivitesi yamaç paraşütüydü…
Yamaş paraşütüne gidecek ilk grupta yer alıyorduk ve benim için sabahın körü olan bir vakitte kalktık. 6.30 civarında otelden Babadağ’ın zirvesine doğru yola koyulduk. Yaklaşık 40-45 dakikalık heyecanlı ve serin bir yolculuğun ardından zirveye varmıştık. Heyecanlı diyorum çünkü o araçla, o virajlı ve uçurumlu yolda, o hızla ve o manevralarla gitmek, yamaç paraşütü yapmaktan daha çok adrenalin salgılattı bana. Sabah serinliği ve yol iyice ayılmamazı sağladı.
Daha yollayken kimin hangi eğitmenle birlikte atlayacağı belli olmuştu. Ben, Günay hocayla atlayacaktım. Zirveye varır varmaz bir hareket başladı, tulumlar giyiniliyor, paraşütler hazırlanıyor falan. Sanıyorum ki atlayış öncesi herkesi toplayıp bir şeyler anlatacaklar; ama o da ne herşeyimle hazırım ve biri geçmiş önüme bana yön veriyor, hadi koşuyoruz…
Bir adım, iki adım, üç adım derken ayaklarım havada koşmaya başlıyor. Artık koşmaya gerek yok! Hooop arkaya ver kendini, hadi otur ve uçmanın tadını çıkar. Zirveden aşağıya doğru süzülmeye başladık ve “bu müthiş bir şey” diye tekrarlayıp duruyorum.
Havada bir kuş gibi süzülmek, hep fotoğraf olarak gördüğümüz “metrelerce yüksekten Ölüdeniz” karesine canlı gözlerle bakmak, rüzgarı hissetmek, özgür olmak, kuş olmak, bulut olmak, mutlu olmak, keyif almak, bir daha bir daha bir daha yapmak istemek…
Bir taraftan süzüle süzüle aşağıya doğru iniyor, biraz sağa biraz sola geziniyor, diğer taraftan da Günay hocayla laflıyoruz. Bugüne kadar 6-7 bin atlayış yaptığını duyunca, daha bir rahatlıyorum. Her sabah yamaç paraşütü yaparak güne başlasam ya diye geçiriyorum içimden. Bu kadar keyifli kaç tane daha aktivite olabilir ki şu dünyada…
Günay hoca bir ara bana bırakıyor idareyi, paraşütün ipleri elimde bir sağa bir sola çekiyorum, sağa çekince sağa, sola çekince sola yön alınıyor, kaptım bu işi, umut vaad ediyorum (:
Şimdi sıra aksiyonda ve spin* atıyoruz! O da ne, deli gibi dönüyoruz, yer gök herşey karıştı, bu nasıl bir adrenalin, bu nasıl bir zevk, “vaauuuwww!!!” diyebiliyorum ancak. Bu hareket sırasında dakikada 18 metre düşüyormuşuz, varın siz düşünün artık heyecanı. Spin’in ardından da “wingover”** yapıyoruz, bir nevi sağa sola sağlanıyoruz, bu da heyecanlı ama spin kadar değil. Toplam iniş süremizden 5-10 dakika kadar kısaltık ama bu tecrübeye değdi.
Sonra yine sakin sakin süzülmeye devam. Hiç bitmesin istiyorum ama her güzel şeyin sonu gibi, bunun da var. Aynı kalkarken olduğu gibi, birkaç koşu adımıyla yerdeyiz.
İlk fırsatta tekrar yapmak istiyorum!
———————————————
* Spin: Kanadın üç eksende koordinesiz dönüşdür.
** Wingover: Bir çöküş manevrasıdır,aynı zamanda akrobasi amaçlı da kullanılır.
Not: Yamaç paraşütü sırasında (hatta öncesinde ve sonrasında da) birlikte uçtuğunuz pilot, sizin fotoğraflarınız çekiyor ve kameraya alıyor. Bunu uçuş sonrasında satın alabiliyorsunuz. Ancak fiyatlar biraz tuzlu. Normalde ayrı ayrı 65 liradan yani video+resimleri 130 liraya satıyorlarmış. Haydi Kampa için bu fiyat ikisi 80 liraydı; sıkı pazarlık yaptık ama pek bir işe yaramadığını gördük. Belki çok çok sıkı pazarlıkçıysanız, siz başarılı olabilirsiniz.
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...
Yorum Yaz