Paylaşmak istediğim ne varsa…
Bizim yolumuz Fethiye’ye giderken düştü Akyaka’ya, iyi ki de düştü… Gökova Körfezi’ndeki Akyaka’da nefis bir doğa ve maviyle yeşilin gerçek buluşması karşıladı bizi.
5 Temmuz Pazar sabahının erken saatlerinde Akyaka tabelasını görüp de, direksiyonu sağa kırdığımızda bu kadar hayran olunası bir güzellikle karşılaşacağımı tahmin etmemiştim. Tepeden izlediğimiz maviyle yeşili buluşturan manzaraya yakından bakmamız çok sürmedi, 10 dakika olmadan aşağıdaydık. Önce bir derenin kenarında bulduk kendimizi, dere değil “azmak”mış: Kadın Azmağı. Ben daha önce bu kadar pırıl pırıl bir akarsu görmedim, metrelerce derin yerlerinde dahi dibini görebiliyorsunuz.
Sonra Akyaka’nın küçük sahil şeridinde bir tur attık. Kum plajı, düzeltilmiş ve güne hazır bir şekilde denizseverleri bekliyordu. Plajı baştan sona yürümek 5-10 dakika sürmüyordu bile, plajdan sonra giriş ücreti yanlış hatırlamıyorsam 2 TL. olan (sabahın körü olduğundan biz ücret ödemedik) doğal park bulunuyor. Deniz kenarından engebeli yolları takip ettiğinizde, denize girmek için ideal bir burna varıyorsunuz. Biz giremedik ama siz mutlaka oradan denize girin.
Doğal parkın tam ters tarafındaysa, yani plajın azmak tarafında liman bulunuyor. Limandan tekne turlarına katılmak mümkün. Uzunu-kısası, 200 kişliği-50 kişiliği birçok tur alternatifi mevcut. Biz “uzun tur” diye adlandırılan, sabah 10′da başlayıp, akşam 8 civarında biten ve Gökova’nın birçok koyuna uğrayan bir tura katıldık. Kocaman bir tekne ile çıktığımız turda, bir daha bu kadar büyük tekne seçmemek gerektiğini anladık, o kadar kalabalıktı ki hem oturacak yer bulmak zordu hem de bir koyda mola verildiğinde denize girip çıkmak için bile sıra beklemek gerekiyordu. Tabii “ben tekneden atlarım, her koyda duş almasam da olur” diyorsanız çok dert değil.
Neyse teknenin özelliklerini bir tarafa bırakalım, gezdiğimiz koylara gelelim artık. Uğranacak koy sayısı o kadar fazlaydı ki ben hangilerine uğradık, hangisi hangisiydi karıştırdım gerçekten. Ancak çok güzel sularda yüzdüğümüzü söyleyebilirim, her koyda kendinizi denize atabilirsiniz. İçlerinden biri diğerlerinden farklıydı: Sedir Adası. Sedir Adası’na giriş 10 TL. çünkü burada Kleopatra Plajı var. Varsa ne olmuş diyebilirsiniz, işin aslı ben gördükten sonra da aynı şeyi dedim. İddiaya göre bu plajın kumu, çok ayrıcalıklıymış, ürüyormuş, yanıyormuş falan. İnce sarı-beyaz kumdan 50 metrelik falan bir plaj, Kleopatra plajı ama kuma ayak basmanıza izin yok, etrafını çevirmişler, özel görevliler var, kumdan bir parça hatıra alayım diye aklınızdan bile geçirmeyin, yaklaşmaya bile izin yok, sadece denizden göz kırpabilirsiniz.
Bu arada biz Sedir Adası’na girişte 10 TL. vermek yerine, 20 TL. verip bir yıllık müze kart almayı tercih ettik, en azından başka birçok yerde daha kullanma şansı var. Adadaki, Kleopatra’nın yüzyıllar önce güneşlendiği rivayet edilen plajı uzaktan izlemek için 10 TL. vermeye değer mi tartışılır.
Tur bitip de Akyaka’ya geri döndüğümüzde saat 8′i bulmuştu neredeyse. Akyaka’yı ve Gökaova’yı keşfetmiş olmak muhteşem keyifliydi. Kesinlikle gidip görmenizi ve tadını çıkarmanızı öneririm.
Bir de…
Akyaka’da gezerken gözünüzü yukarı çevirin ve evlerin balkon tavanlarına dikkat edin, oymalar, işlemeler nasıl da şık…
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...
turgay ortaç
Ağustos 24th, 2009 at 19:28
Bencede muhteşem doğa.. keşfedilmemiş güzellikler.. tavsiye üzerine gittiğim Akyaka’dan bende güzel anılarla ayrıldım.. seneyi bekle dur şimdi :)