Paylaşmak istediğim ne varsa…
Ölüm hangi yaşta gelirse gelsin, hayat kısa…
Günlük hayatın koşuşturmacasına o kadar kaptırıyoruz ki kendimizi bazen hatta çoğu zaman, hayat ve ölüm arasındaki ince çizgiyi göremiyoruz.
Dün gece geç saatlere kadar çalıştıktan sonra eve giderken 10-15 araba ötemizde bir kaza oldu. Saat 1′e on vardı ve Cevizlibağ-Merter istikametinde ilerliyorduk. Bir anda trafiğin durması, ilerideki karışıklık ve çıkan dumanlardan kaza olduğunu anladık. Kısa bir süre sonra kazanın yan tarafındaki yol açıldı ve kaza yapan arabanın yanından geçtik. Hurdaya dönmüş arabada iki genç vardı, ikisi de baygındı ve iyi gözükmüyorlardı. Ölümle yaşam arasındaki ince çizgideydiler. İşte o anda sorgulamaya başladık hayatı nasıl yaşadığımızı…
Sabah gazete haberlerinden öğrendiğime göre gençlerden biri ölmüş, daha 87 doğumlu, doğum günü de yarın. Diğeri de ağır yaralı…
Biz de olabilirdik kazayı yapan ya da bir yakınımız ya da kim bilebilir ki birazdan başımıza ne geleceğini. Unutmamak lazım hayat ile ölüm arasındaki ince çizgiyi, ona göre yaşayabilmek lazım her anı…
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...
Yorum Yaz