Genel olarak bir şeyi özlemek için ondan mahrum kalmak gerekir, o zaman ben Beşiktaş’ı neden özlüyorum? Benim takımım dediğim, mütavazi, centilmen, gururlu, keyif veren Kartal nereye uçtu ki ben onu son zamanda görmekte zorlanıyorum?

Az önce (26 Aralık Cuma – 14.00) Başkan Yıldırım Demirören, Beşiktaş aleyhine olan hakem hatalarını ele alan bir basın toplantısı düzenledi. 20 yıldır devam eden bir oyundan bahsetti. 2004’teki 5 kırmızı kartlık Samsunspor maçıyla başlayan süreçte Beşiktaş’ın nasıl yıpratıldığına dikkat çekti. Toplantıda söz alan Genel Sekreter Kenan Öner, dertlerinin kimseye saldırmak olmadığının, sadece herkes için adil bir düzen istediklerinin altını çizdi. Bir takımın haklarını sonuna kadar araması gerektiğine elbette inanıyorum; ama yine de bu basın toplantısı beni rahatsız etti.

Toplantı sırasında Demirören, “Bugüne kadar Beşiktaşlılık duruşu adına sesimizi çıkarmadık, bu duruşumuzun değerini anlamayanlar, bundan sonra yine Beşiktaşlılık duruşuna uygun olarak yapacaklarımız içinde boğulacaklar.” şeklinde bir cümle kurdu. Bu cümle üzerine durup düşündüm; neydi acaba Beşiktaşlılık duruşu ve ona uygun olarak bugüne kadar yapılanlar ve yapılması gerekenler neler olmalıydı, bu toplantı o duruşa uyuyor muydu, Başkan bundan sonra yapacaklarımız derken neyi kastetmişti?

Tüm bunları düşünürken beni rahatsız eden şeyin ne olduğunu bir kez daha anladım. Tüm futbolseverler bilir ki Beşiktaş, üç büyükler içinde aslında en az sesi çıkan, çoğu kez gerçekten de en fazla haksızlığa uğrayan, çok ‘ballı’ olmayan bir takımdır. Ancak mücadelesini kapalı (ya da açık) kapılar ardında, çeşitli kulislerde, söz düelloları, laf cambazlıklarıyla vermez; her zaman sahada verir. Beşiktaşlı bilir ki ne olursa olsun takımı sahaya çıkacak, mücadelesini tüm enerjisini ortaya koyarak verecek ve sadece sahadaki takımı değil yenilecek kim varsa hepsini yenecektir. Beşiktaş güçlü ve başarılı bir takımsa, gerekli durumlarda hakeme rağmen maçı almayı başaracaktır. Kim, ne zaman, hangi durumda söylemişti hatırlamıyorum ama sevdiğim bir söz vardır; gerekirse topla birlikte hakemi de sokacaksın kaleye, golünü atacaksın.

Hakem hataları yüzünden Beşiktaş puanlar kaybetti, evet belki de bundan en çok yara alan takım oldu. Ancak ne olursa olsun son yıllarda ‘ben çok çok iyi bir takımım’ diyemedi. Zaman zaman yükselişler yaşadı ama çizgisini bir türlü koruyamadı. O çizgiyi koruyamamakta hakem hatalarının payı elbette olmuştur; fakat yine de onların arkasına saklanmak ve tek suçu orada aramak büyük bir yanlış olur.

Son dönemde dikkat çeken bir diğer durum ise Beşiktaşlı futbolcuların agresifliği bence. Sarı ve kırmızı kartlar her maçta havada uçuşuyor siyah beyazlılar için. Yanlış kartlar yok mu, evet, var; ama benim en centilmen, en az kart gören takımım nerede? Geçmişin tozlu sayfalarında kalmadı değil mi?

İşte bu yüzden özlüyorum Beşiktaş’ı; her şeye rağmen sahada dimdik durabilen, gerektiğinde topu hakemle birlikte kaleye sokabilen, her zaman centilmen, her zaman mütavazi, başarı için elinden gelenin fazlasını ortaya koyacak yüreğe sahip, keyif veren Beşiktaş’ı özlüyorum…

Orjinal sayfanın linki: Berezilya.com
Berezilya.com / 27 Aralık 2008