Paylaşmak istediğim ne varsa…
Bir süredir kafamda yazacak birçok şey dolaşıyor ama bir türlü klavyenin başına geçip de yazmıyorum. Bu bir süre neredeyse 3-5 ayı buldu. Evlilik telaşıydı, ayak kırılmasıydı şimdi de evin bitmeyen işleriydi derken yazmaktan çok uzaklaştım. Oysaki daha; “Evlilik Hazırlıkları Kazasız Belasız Nasıl Atlatılır?” (Atlatılabilir mi ki?), “Kırık Ayaklı Gelin Olmak”, “Tek Ayaklı Kanguru Aysun”, “Kıbrıs, Garip Bir Memleket”, “Mustafa Denizli; Soğuk mu Sıcak mı?”, “Mustafa Belgeseli ve Hissettirdikleri” vs vs vs daha birçok yazı hala başlıktan fazlasını bekliyor.
Sonunda dedim ki bari neler yazacağı yaz da sonra ne yazacaktım ben yaa diye düşünme…
Ve tüm bunlardan ilgisiz ama bir şekilde bu sayfaya gelip bunları yazmama sebep olan şey: Bir dizinin ilk bölümünün tekrarı milyon kez verilir mi? Evet “Canım Ailem”den bahsediyorum. Yayınlandığı ilk günden beri her akşam tekrarı var. Tamam güzel ve kaliteli bir yapıma benziyor ama her zaplamada Canım Ailem görmek de olmuyor ki…
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...
Yorum Yaz