Paylaşmak istediğim ne varsa…
On yıl oldu İstanbul’a geleli, sevmedim, sevemiyorum. İstanbul sevilmez mi diyorlar? Sevilmiyor işte… Hep diyorum: İstanbul uzaktan güzel.
Sadece gezip görmeye gelince dünyanın en güzel şehirlerinden biri olabilir, uzaktan silüetini izleyince bakmaya doyamayabilirsiniz ama içinde yaşamaya kalkınca sevilmiyor! Trafik, gürültü, kirlilik, karmaşa, keşmekeş… Nasıl başeder insan sürekli tüm bunlarla?
Bugün işe gidip gelmek için yolda 3 buçuk saat harcamışım, düşündükçe deli oluyorum. Bu taşınma işi hiç iyi olmadı. Şişli-Beylikdüzü arasını her gün gidip gelmeye ne kadar dayanabilirim kestiremiyorum.
Bol vakit ve bol nakit olmadıkça İstanbul’u sevebilmem pek mümkün gözükmüyor. “İstanbul beni mahvetmiş” mi desem “İstanbul’dan gitmek lazım” mı desem bilemiyorum ama ben bu şehre bu koşullarda tahammül edemiyorum…
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...
İstanbul
Ocak 14th, 2008 at 9:44
İstanbul seni seviyor..