Paylaşmak istediğim ne varsa…
Naneli şekerleri severim, özellikle de kronik mide bulantılarım tuttuğunda. Lise yıllarında, okul yolu üzerindeki büfeden sürekli aldığım bir şeker vardı: Polo, nam-ı diğer “delikli nane”. Uzun yıllardır ne bakkallarda görüyordum bu şekeri ne de market raflarında; ama her naneli şeker arayışım da “keşke Polo yine olsa” diyordum. Sonun da oldu :) Geçen gün markette alışveriş yaparken, kocaman bir sepette bir yığın Polo beni bekliyordu. Hem de bu sefer light’ı da vardı. Genel olarak light ürünleri sevmem ama yine de denemek için light Polo’dan da bir tane aldım. İlginçtir ki light’ı normalinden de güzel olmuş. Delikli naneme kavuştuğum için mutluyum, teşekkürler Nestle :)
Uzun süredir bulamadığım çocukluk günlerimin şekerlerini, çikolatalarını, büskivilerini ne zaman tekrar bakkalda, markette görsem çok mutlu oluyorum. İnsan o günlerini hep arıyor, o günlere dönmeyi hep seviyor galiba. Bir çikolata, bir şeker için böyle çocukça sevinçler yaşamak bir taraftan insana yaşlandığını hissettirse de diğer taraftan oldukça keyifli.
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...
Yorum Yaz