Paylaşmak istediğim ne varsa…
Dershanede çalışmak, rehber öğretmen olmak, 6. – 7. ve 8. sınıf öğrencileriyle uğraşmak, velilerine dert anlatmak, dertlerini anlamak, veliyi, öğrenciyi, öğretmeni, yöneticiyi anlamak, anlamlandırmak… tüm bunlar geride kaldı.
Bu hafta sonu da mı işte geçecek, Ayşe derse zamanında girecek mi, Ahmet velileri arayacak mı, Melis bu sefer 90 net yapacak mı, sınavlar zamanında gelecek mi, ders programı oturacak mı, ders zili çalacak mı, dergiler dağıtılacak mı, başarı artacak mı, kayıtlar alınacak mı vs vs vs… hepsi geride kaldı.
Bir buçuk yıllık rehber öğretmenlik maceram 10 Haziran’daki OKS ile birlikte son buldu. Çocuklarla olmayı, onları dinlemeyi, anlamayı, anlamaya çalışmayı, onlarla deneyimlerimi, bilgilerimi paylaşmayı hep sevdim. Tüm zorlukları ve olumsuzlukları bir yana, birçok keyifli an kaldı hafızamda. Bana bu keyifleri yaşatan öğrencilerime sonsuz teşekkürlerim var elbette.
Bundan sonra dershane yok. Sakin bir dönem başlıyor hayatımda. Artık hafta sonları tatil; bir rüya gibi geliyor, son 2 ay haftanın 7 günü çalıştıktan sonra.
Dergi de bitti, o yoğun tempolu dergi yetiştirme gün ve geceleri de geride kaldı. Yüksek lisans dersleri de bitti, 12 Haziran itibariyle. Hafta içi her gün 09.00-18.00 mesaisi kaldı sadece geriye. Sudan çıkmış balık olacağım galiba.
Yoğun günler geride kaldı, gelsin sükunet günleri, bakalım daha neler bekliyor beni?
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...
Yorum Yaz