Yazmayı severim, hep sevdim; yazdıklarımın okunmasını da. “Büyüyünce yazar olacağım” :) iddialıyım. Yazılarım, haberlerim, röportajlarım internette yayınlanmaya başladığı günden bu yana hep bu işi bir dergide yapmayı hayal ettim. Sanal dünyadan kurtulup, gerçek dünyaya geçmekti isteğim. Yazdıklarıma dokunabilmek, somut bir gerçek olarak orada görmek istiyordum.

Böyle hisseden bir insanın bir dergide çalışma teklifi alması kadar heyecanlandırıcı ne olabilir ki? Yaşasın dergici oluyordum! Sinema, müzik, yaşam, şu, bu… ne yazdığım çok da önemli değildi aslında, o derginin sayfalarında benim kelimelerimin olmasıydı önemli olan.

Yazıyordum, yazıyordum ama hala inanamıyordum. Ben gerçekten artık bir dergide mi çalışıyordum? Yazılar, tashihler, sayfa düzenlemeleri… Evet, sonunda ilk sayı baskıya gitmişti. Ama yok hala inanamıyordum.

Sabah iş yerine ulaştığımda, balkon kapısından içeride kimse var mı diye bakarken masanın üzerindeki dergileri gördüm. Bizim dergimizdi bu, ilk sayı çıkmıştı ve masamın üzerindeydi. Çığlık attım mı atmadım mı hatırlamıyorum. Kapıyı açan arkadaşa günaydın bile demeden derginin üzerine atladım. Heyecandan kalbim küt küt atıyor ve ellerim titriyordu. Sayfaları çevirirken hissettiğim haz ve keyif, şu an kelimelere dökemeyeceğim kadar büyüktü. Bu dergide benim emeğim, benim yazılarım vardı. Sonunda yazdıklarıma dokunabiliyordu. Yaşasın artık bir dergim vardı!

Yoğun tempo, stresli anlar, zamanında yetiştirme telaşı, hiçbir şey önemli değildi; çıkan her sayıyı elime almak, o sayfaları çevirmek ve bunu ben yazdım, bunu ben yaptım demek o kadar keyifliydi ki.

Ama bu rüya çok kısa sürdü :( Dört sayılık bir macera olarak kaldı. Oysa benim daha yazacağım çok şey vardı. Her yeni sayıda, yepyeni bir heyecanla çevirmek istediğim nice sayfalar vardı…