Paylaşmak istediğim ne varsa…
Bilmem siz de benim gibi hisseder misiniz ama yaş ilerledikçe insan daha bir buruk hissediyor doğum günlerinde. Ancak son iki yıldır bu tuhaf buruklukla birlikte apayrı duygular daha hissediyorum.Geçen sene Ocak ayında Aksaray Sınav’da işe başlayınca doğum günümde artık bir öğretmendim. Aslında öğrencilerin hiçbiri 22 Şubat’ın doğum günüm olduğunu bilmiyordu; ancak dershanenin yolladığı kutlama çiçeği üzerindeki notu görenler doğum günüm olduğunu anlamıştı. Kapıyı açınca hemen sağda bir masam vardı. Bir ara kapı aralandı ve kapıdan ellerinde browni pasta üzerinde yanan kibritler bulunan 3 öğrenci geldi. “İyi ki doğdun Aysun Hoca…” Hayatımın en minik pastası ve mumlarıydı ama en tatlı kutlamalarından biriydi. Teşekkürler Ali, Hüseyin ve Serhat… Hiç unutmayacağım bir doğum günü kutlaması yaşattınız bana.
Ve bu sene…
Bu sene Beylikdüzü Sınav’da OKS grubunda çalışmaya başladım. Çocuklar senenin başından beri türlü türlü soruları arasında doğum günümü de merak ediyor ve soruyorlar tabii. Onlara cevap vermemek pek mümkün olmadığı için bu sene birçok öğrencim 22 Şubat’ın doğum günüm olduğunu biliyordu. Perşembe günü etütleri olmadığı için çoğu öğrencim doğum günümde dershaneye gelmedi. Cuma günüyse kutlamaların sonu gelmiyordu. Bir şeyler yapacaklarını biliyordum, etüt saatlerindeki hareketlilik de dikkatimden kaçmamıştı. Bir sınıfta üflenecek mumlar ve kesilecek bir pasta, biraz alkış, biraz öpücük bekliyordum. Diğer öğretmenlerimize de böyle yapmıyor muyduk?
Gözlerim kapatıldı, odadan çıkarıldım ve çalışma odasına götürüldüm. Gözlerimi açtığımda… (O anı anlatacak kelimeleri bulamıyorum.) Çalışma odası tıklım tıklım öğrencilerle doluydu, masanın üzerinde iki leziz pasta, üzerindeki mumlar ve maytaplarla ışıl ışıl parıldıyordu, fondaki müziğin sesini “İyi ki doğdun Aysun Hoca” nakaratları pastırıyordu. Gözlerimden bir iki damla yaş süzüldü, o an iyi ki ışıklar kapalı diye düşündüm. Dilek tutuldu, mumlar üflendi, alkışlar odayı çınlattı, öpücükler, öpücükler, öpücükler, dans, eğlence, kocaman mutluluk…
Hayatımın en kalabalık ve en anlamlı doğum günü kutlamasıydı. Bana bu duyguyu yaşatan tüm öğrencilerime sonsuz teşekkürler…
Hala kendime “ben öğretmen miyim?” diye soruyorum, seneye ne yapacağımı bilmiyorum, öğretmenlik kısa bir oyun mu acaba hayatımda diye düşünüyorum; ama öğretmenliğin bu tatlı anılarının keyfini hiçbir zaman unutmayacağım.
Yazmayı sever, gerçekten bir derdi varsa anlatmak istediği, bunu konuşarak değil de yazarak daha iyi yaptığını düşündüğü için eline kalemi almayı tercih eder. Evet, kalemi; çünkü hala bir tarafı teknoloji karşıtıdır. Klavyenin tuşlarını samimi bulmaz kara kalemi kadar. Ancak günümüz koşullarında teknolojiyle de barışık olmak lazım diyerek blog da yazar. İçindeki çocukla barışık bir hayat sürer, büyümeye karşı dirençlidir. Aşka inanır, sıradanlaşmaktan korkar, gülmeyi sever, mavi tutkunudur, denize bayılır, futboldan keyif alır, Beşiktaş'ı tutar, tipik bir balıktır, kararsızdır, özgürlükçüdür...
Yorum Yaz